Yıkıma mı ileriye mi?..

Yıkıma mı ileriye mi?..

Vicdansızlık… Kayıtsızlık… İkiyüzlülük… Pervasızlık… Ahlaki sefillik… Öfkemizi ifade edecek başka birçok kelimeyi ve küfürü saydırabiliriz. Hepsini hak ediyorlar!.. Ama hiçbiri bu kan emici asalak sürüsünü tanımlamaya yetmiyor!..

Ege Deniz

Pandemi, halk sağlığını ciddi düzeyde tehdit etmeyi sürdürürken, koronavirüsten daha tehlikeli, insanlık açısından daha yıkıcı ve ölümcül sonuçlar doğuracak olanın bizzat kapitalizmin kendisi, onun işleyiş biçimi olduğu her gün daha fazla açığa çıkıyor.

Toplum sağlığını korumakla yükümlü olması gereken sağlık alanının kâr getiren bir sektöre dönüştürülmüş olmasının sonuçlarını pandeminin ilk gününden beri yaşıyoruz.

Dünya, burjuva devletlerin, maske dağıtımı gibi basit bir meseleyi bile çözmek şurada dursun, aralarındaki rekabeti birbirlerinden maske gasp etmeye kadar vardırdığına, maske satışlarından en fazla ticari payı kapma yarışına girdiklerine tanık oldu.

Benzer şekilde, pandemiden korunmak için gerekli hijyen maddelerinden tutalım temel gıda ihtiyaç malzemelerine kadar fiyatlar tavan yaptı!

Mülteci kamplarındaki göçmenler dünyanın gözü önünde virüsün etkilerine açık halde bırakıldı, düpedüz ölüme terk edildi.

Sözümona “Evde Kal“ çağrıları yapılırken, “Hiç değilse azalan kârlarımızın daha da azalmasını engelleyelim” dürtüsü ve utanmazlığı içinde “üretime devam” denilerek işçiler, emekçiler doğru dürüst önlem alınmadan çalıştırıldı; hastalığa açık hale getirildiler.

Virüse karşı mücadelenin ön cephesinde canla başla çalışan sağlık emekçileri bile gerekli koruyucu ekipman ve malzemelerden yoksun bırakıldı.

Artık kâr yapamayacak hale gelen sektörlerde kapatılmak durumunda kalan fabrikalarda ve işyerlerinde çalışan işçiler çoğu durumda ücretli izne çıkarılmayıp doğrudan işten atıldılar, “gelir”siz bırakılarak kendi kaderlerine terk edildiler.

Asya, Uzakdoğu, Afrika gibi uluslararası tekellere fason üretim yapan, yani “tedarik zincirleri”nin bulunduğu coğrafyalardaki halkların bu süreci en ağır boyutlarda yaşıyor/yaşayacak olması (kapanan fabrikalar.. kitlesel işten çıkarılmalar.. hiç bir sosyal desteğin sunulmaması), emperyalist-kapitalist dünyada kimsenin umrunda olmadı; tam tersine, o tedarik zincirlerinin tepesindeki kan emici emperyalist tekeller “Kârları yeniden büyütmek için tedarik ağını nerelere kaydırsak acaba”nın derdindeler!

Bu nedenle, önümüzdeki süreçte muhtemel kitlesel yıkım ve ölümlere, özellikle de emperyalizme bağımlı ekonomilerin geçerli olduğu coğrafyalarda yaşayan halkların bir kez daha kırıma uğradığına tanık olursa bu dünya, bunun müsebbibi koronavirüs olmayacak; kapitalizm ve onun para-meta-kâr ilişkisine dayalı işleyiş tarzı olacak!

Şimdi bu eşikteyiz!..

Krizin dibini bulan, ciddi bir üretim daralması yaşayan küresel kapitalist ekonominin belli bir evreden itibaren artı-değerlerin/kârların yeniden çoğaltılmasını sağlayacak şekilde uluslararası üretim zincirlerine yeni bir biçim vermeye, dünya kapitalist üretiminin kendi içindeki işbölümünde coğrafi bakımdan da değişiklikleri beraberinde getirecek önlemleri uygulamaya çalışacak.

Hemen belirtelim, bu yeniden yapılanma, “Yeni normali oluşturma” süreci öyle kolay olmayacak. Yakın gelecekte “sürdürülebilir düzeyde kârlar” devşirmek, dünya proletaryasının direnme dinamiklerinin önlerine çıkaracağı engeller bir yana pürüzlerle dolu süreçler biçiminde işleyecek. Bizzat kapitalistlerin kendi içlerindeki tasfiyeler, birbirinin üzerine binecek çöküşlerle birleşik cereyan edecek olan acımasız rekabet ve benzerini bir tarafa bırakalım, sırf pandeminin muhtemel seyriyle alakalı belirsizlikler bile bunun böyle olacağını söylemek için yeterlidir.

Ama kapitalist dünyada bu süreç (pandeminin seyri ile kapitalistlerin kıçını kurtarmaya ayarlı krizden çıkış çabalarının iç içe geçtiği bu süreç) nasıl gelişirse gelişsin -eğer dünya işçileri ve halkları kendi kaderlerini kendi avuçlarına alma iradesi sergileyemezse- pandemi ve sonrasındaki dönemde insanlığın yaşayacağı yıkımın boyutları, virüsün bırakacağı yıkıcı etkilerden kat be kat fazla olacak!

Uzak olmayan bir gelecekte insanlık açısından ne gibi yıkım ve acıların yaşanabileceğine örnek:

30’dan fazla ülkede halkın bütününü etkileyecek biçimde (aslında pandemiden de önce varolduğu herkes tarafından bilinen bir olgu olarak) açlık tehlikesinin, tehlike olmaktan çıkıp somut (ve geniş kesimleri etkileyecek) kahredici bir gerçeğe dönüşmesi an meselesi!

Bunu biz değil, emperyalist-kapitalist dünyanın kurumlarından Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) söylüyor.

WFP “Hükümetlerin ve özel sektörün harekete geçmemesi durumunda yeterli gıda kaynağı olmayanların sayısının iki kat artarak 265 milyona çıkacağı konusunda” uyarıyor ve “Bağış yapan ülkelerden üç aylık gıda stoğu yapabilmek için 1,9 milyar dolar yardım” istiyor.

Emperyalist-kapitalist dünyanın diğer kurumları gibi Birleşmiş Milletler örgütünün ikiyüzlülüğünü, bu tür açıklamaların göstermelik karakterini bir tarafa bırakalım. Şu açıklamanın bile ne kadar samimiyetsiz ve göstermelik olduğu kelimelerin dizilişinden, cümlelerin ruhundan anlaşılabiliyor: “Gıda kaynağı olamayanların iki katına çıkacağı”nı öngörmekle de kalmıyor biliyor ama üç aylık gıda stoğu için 1,9 milyar dolarcık bir meblağı bir araya getiremiyor! “Bağışçı” denilen çoğu dünyanın geri kalanının haraçcısı konumundaki gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerden ya da “özel sector” denilen kapitalist kan emicilerden “yardım” dileniyor. Üstelik bu (1,9 milyarın bir araya getirilememesi) 100 milyarlarca doların destek adı altında “özel sektör”e akıtıldığı koşullarda söyleniyor!

Emperyalist ve gelişmiş kapitalist ülkelerde stoklarda, depolarda, marketlerin raflarında yığınla gıda malzemesi duruyorken, bunlar açlığa mahkum olacak yüz milyonlarca insana neden doğrudan ulaştırılmıyor?.. Hadi bu malzemeleri -araya para filan girmeden- doğrudan ulaştırmaktan vazgeçtik, güya “insan haklarını”, “insan sağlığını” düşünen, bu konularda projeler hazırlayan yüzlerce “sivil” örgüt varken neden 1,9 milyar dolarcık bulunamıyor? diye sorulabilir. Ya da bu asalak takımı bu kadar mı vicdansız, denilebilir.

Vicdansızlık… Kayıtsızlık… İkiyüzlülük… Pervasızlık… Ahlaki sefillik… Öfkemizi ifade edecek başka bir çok kelimeyi ve küfürü saydırabiliriz. Hepsini hak ediyorlar!.. Ama hiç biri bu kan emici asalak sürüsünü tanımlamaya yetmiyor!..

Para-altın- mücevher- değerli kağıt istiflemekten, satış-satın alma-yeniden satış ilişkisinden ibaret bir dünyaları olan, meta-para dolayımlı bağlardan başka hiç bir insani ilişkiyi tanımayan bu tayfa yerküreden süpürülüp atılmaya layık!.. Zaten insanlığın onlara ihtiyacı da yok!

İşte o gün geldiğinde, dünyanın bütün işçileri, emekçileri, bugün kendilerini acılara, yıkımlara, sefalete boğan bu kan emicilere hiç acımayacak!

Yıkılsın kapitalizm, gelecek özgür günler için ileriye!..


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar